|

Ramazan Hakkında
Bu yaşlı dünya öyle devirlere ve toplumlara şahit oldu ki, kalplerinin karanlığı çehrelerine, çehrelerinin abusluğu toplumlarına sirayet etmekteydi. Kendilerine yapılmasını istemedikleri halde başkalarına zulmü reva görüyorlardı. Her türlü ahlâksızlık zirveye çıkmıştı. Canavarlar dahi yavrularını yanlarında büyütürken, onlar kendi öz çocuklarını diri diri toprağa gömüyorlardı. Evet cahiliye toplumu ve cahiliye insanından bahsediyorum. Üzülerek de olsa bahsetmek zorunda hissediyorum kendimi. Belki zaman dilimi olarak çağlar atladık ancak anlayış ve yaşantı biçimi olarak o normlara daha yakınız şu an. Cehalet, asırların gerisinden o çirkin yüzünü tekrar göstermiştir. Allah'tan başkasına kulluk, adaletsizlik, itikat bozukluğu ve sosyal çöküntü gibi bir çok temel problem çözümsüz kalmıştır. Kur'an-ı Kerim'in açıkça ifade ettiği en temel haramları irtikap edenlere dahi günahkâr olduğunu söylemek cesaret ister bir duruma gelmiştir.
Efendimizin (s.a.v.) gelmesinden önce de böyle karanlıklar çökmüştü. Yüce Mevla'mız kullarına merhamet etti ve geçmişin ve geleceğin tek kitabını, Kur'an'ı Kerim'i Efendimize böyle bir ramazan ayında indirdi.
“Ramazan ayı ki, onda Kur'an insanlara yol gösterici olarak indirildi. Sizden bu ayı idrak eden, onda oruç tutsun. (Bakara/185)
Bu oruç hem Allah'ın bir emri, hem de huzur, güven ve barış kitabı olan yüce Kur'an'ın indirilmesine duyulan bir şükran orucudur.
Kur'an'ın indirilmesi bir milattır. Kur'an'dan önceki fert ve toplumlar, Kur'an'dan sonraki fert ve toplumlar.
Geçen Ramazanlar artık geçti ama yeni bir Ramazana başladık. Sanki Kur'an-ı Kerim yeniden inzal ediliyormuş gibi bu Ramazandan önceki halleri bir kenara atmalıyız.
“Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberin indirdiği Kitab'a inanmakta sebat gösterin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse, şüphesiz derin bir sapıklığa sapmıştır.” (Nisa/96) ayeti gereğince kendi milâdımızı gerçekleştirmeliyiz.
| |
|